Eve Gelen Tamirciye Kendimi Siktirdim

E
Editorial ·22 gün önce
063 minutes read
Eve Gelen Tamirciye Kendimi Siktirdim

Kapı zili çaldığında saati kontrol ettim. Öğleden sonra ikinin biraz sonrasıydı. Eşim işteydi, ben evde yalnızdım. Mutfaktaki musluk iki gündür damlıyordu. “Tesisatçı geldi,” diye düşündüm ve kapıyı açtım.

Karşımda duran adam… Beklediğimden çok daha farklıydı. Otuzlu yaşlarının başında, geniş omuzlu, kısa sakallı, koyu renkli tişörtü kollarına yapışmış. Alet çantasını omzunda taşıyordu. Gözleri doğrudan yüzüme kilitlendi.

“Merhaba, musluk için geldim,” dedi. Sesı kalın ve sakin.

Onu mutfağa aldım. Eğilip dolabın altına girdiğinde sırt kasları tişörtünün altında belirginleşti. Bir ara eğilirken kot pantolonunun belinden çıkan derisi gözüme çarptı. Yutkundum.

On dakika sonra musluk susmuştu. Ayağa kalktı, ellerini yıkadı, sonra bana döndü. “Tamamdır. Başka bir şey var mı?”

Bilmiyorum neden söyledim. Belki yalnızlıktan, belki o bakışından. “Biraz daha kal… ister misin? Çay koyayım.”

Gözleri daraldı. Bir saniye düşündü, sonra yavaşça başını salladı. “Olur.”

Çayı koyarken arkamda duruyordu. Çok yakındı. Sırtıma nefesinin sıcaklığını hissettim. Fincanları masaya koyduğumda eli belime kaydı.

“Böyle mi davet ediyorsun her tesisatçıyı?” diye fısıldadı.

Döndüm. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. “Hayır,” dedim. “Sadece seni.”

O anda öpüştük. Elleri hemen kalçalarıma indi, beni tezgaha doğru itti. Öpücüğü sert ve aceleye getirilmişti. Tişörtümü yukarı çekti, sütyenimi açmadan memelerimi avuçladı. “Ne kadar yumuşaksın…” diye mırıldandı.

Eteklerimi belime kadar sıyırdı. Külotumu yana kaydırıp iki parmağını birden içime soktu. Zaten ıslaktım. “Bunu mu bekliyordun?” diye sordu, parmaklarını bükerek. Cevap veremedim. Sadece inledim.

Birkaç saniye sonra parmaklarını çıkardı, kotunun fermuarını indirdi. Sertliği ağır ve kalındı. Tezgaha oturttu beni, bacaklarımı ayırdı ve tek hamlede içime girdi. İkimiz de nefesimizi tuttu. “Siktir…” diye tısladı. “Ne kadar sımsıkısın.”

İlk vuruşlar sert ve derindi. Mutfak tezgahı her itişte sarsılıyordu. Bir eliyle belimi tutuyor, diğeriyle memelerimi sıkıyordu. “Sesini çıkar,” dedi. “Kimse yok.”

Bağırdım. Her vuruşta daha sert, daha derin. Bir ara beni çevirdi, yüzüstü tezgaha yatırdı. Arkadan girdi. Kalçalarımı kavrayıp sertçe çekiyordu. Avucunun izi tenimde yanıyordu.

Boşalmak üzereyken beni kucağına aldı, salona götürdü. Kanepenin üzerine attı. Üzerime çıktı, bacaklarımı omuzlarına aldı. Bu sefer yavaş ve derin. Göz göze. “Bak bana,” dedi. “Gelirken gözlerime bak.”

Orgazmım o kadar şiddetli geldi ki tırnaklarımı sırtına geçirdim. O da peşimden boşaldı, sıcaklığını içimde hissettim.

Ama bitmedi.

Birkaç dakika sonra duşta bulduk kendimizi. Sıcak suyun altında dizlerimin üzerine çöktüm. Ağzıma aldı, saçlarımı tuttu, yavaşça boğazıma kadar itti. “İyi emiyorsun,” diye homurdandı. Sonra beni duvarına yasladı, bacaklarımı kaldırdı ve tekrar girdi. Islak tenlerimiz birbirine çarpıyordu. Bu sefer daha yavaş, daha uzun. Her damla su, her inleme, her vuruş…

Yatak odasına geçtiğimizde saat neredeyse dörttü. Çarşafların arasında, terli ve yorgun, hâlâ birbirimizin içindeydik. Ben üstteydim. Kalçalarımı yavaşça hareket ettirirken o memelerimi emiyordu. “Bir daha,” diye fısıldadı. “Bir daha gel.”

Geldik. İkimiz de.

Saat beşe geldiğinde hâlâ çıplaktık. Emre (adını o sırada öğrenmiştim) sigarasını yakmış, yatağın kenarında oturuyordu. Ben çarşafa sarılmış, ona bakıyordum.

“Yarın da bir şey bozuk olur mu sence?” diye sordum.

Gülümsedi. “Olur. Ben bakarım.”

Kapıyı kapatırken arkasından baktım. Elleri hâlâ benim kokumu taşıyordu. Öğleden sonra başlamıştı… ama bitmemişti.

Paylaş

İlgili Yazılar